BÖLGESEL ZAYIFLAMA UYGULAMALARININ BAZILARI
Lenf Drenaj uygulamaları, Karın , bacak ve kol manşetleri ile tüm vücuttaki lenf sisteminin etkin bir biçimde drenajı sağlanmakta, ödemler çözülmekte, kan dolaşımı artmakta ve lenf kanallarındaki metabolitler vücuttan uzaklaştırılmaktadır.
Çamur sargılama, Vücuda uygulanan çamur maskeleri ile çamurun içindeki vücut için gerekli elektrolit ve mineraller vücuda girmekte bölgesel olarak metabolizma hızlanmakta, ciltte bir toparlanma, incelme ve pürüzsüzleşme gözlenmektedir.
Yosun sargılama ve vibrasyon masajı (G5); Vibrasyon masajı ile birlikte yosun uygulamaları ile yosun cildin derinliklerine inmekte cilt için gerekli elektrolit, mineral ve vitaminleri içeren yosundan cilt maksimum oranda faydalanmaktadır. Metabolizma artışı ile yağlar yakılmakta bölgesel incelme ve sıkılaşma sağlanmaktadır.
Elektroterapi ; Düşük akımlar ile belirli bölgelerdeki kaslar uyarılmakta ve bölgedeki yağların yakılması sağlanmaktadır. Bölgesel incelme ve sıkılaşmada etkin bir yöntem olarak uzun yıllardır kullanılmaktadır
Endermoloji (LPG)
Endermoloji(LPG) Fransa’da 1970 li yıllarda sellülit tedavisinde geliştirilen klinik bir tedavi metodudur. Bu cihazın amacı skarları yumuşatmak ve fizik tedaviyi normalize etmektir; bu alet ile beraber tedavi edilen hastalarda vücut hatlarında ve cilt tonusunda bir gelişme gözlenmesi üzerine selülit tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. İşlem selülitli alanlarda “yoğurma “ tarzında masaj yapan elle tutulan bir mekanizmayı içermektedir. Tedavi edilecek alan (kalçalar, uyluk, karın, bacaklar)naylon çorap ile kaplanır ve dönen yuvarlak başlıklar ile vakumlanarak yaklaşık 35-45 dakika masaj yapılır. Selülit tedavisi için haftada 1-2 kez olmak üzere toplam 10-14 seanslık uygulamalar önerilmektedir.
FDA, Endermoloji üreticilerinin cihaz ile aralıklı tedavi sonrası selülit görünümünde azalma olduğu yolundaki iddialarına onay vermiştir.
Bu selülit tedavi metodları dolaşımı arttırmak,doku konjesyonunu azaltmak ve lenfatik drenajı hızlandırmak üzerinde de çalışmaktadır. Hollanda’da yapılan bir ultrasonografik çalışmalar ile bu uygulamalar sonucunda dermis-hipodermis sınırındaki yapıdaki düzelme görüntülenmiştir.Endermoloji’de en son sistem Key Modül,olup avantajı emme basıncının tüm dokulara aynı oranda dağıtılmasıdır.
KARBONDİOKSİT TEDAVİSİ NEDİR?
Karbondioksit tedavisi metodlu ve kontrollü parametreler ile CO2 gazının intradermal(cilt içi) ve subdermal(cilt altı) olarak pompalanması ile gerçekleştirilen bir tedavidir.
Cildin vazodilatasyonunu geliştirerek, bu etki üzerinden lipoliz(yağ yıkımı), tonifikasyon, patolojik damar genişlemelerinde azalma, lenfatik sirkülasyonda artma, yenileyici etki ile kollajen ve elastin proteinlerin sentezinde artma, nedbe dokusu oluşumlarında da reorganizasyon gerçekleştirmektedir.
Kullanım alanları:
• Kırışıklıklar
• Sarkmalar
• Elastikiyet kayıpları
• Sellülit
• Bölgesel yağ fazlalıkları
• Bacaklarda venöz genişleme
• Skarlar ve strialar(çatlaklar,çizgiler)
Karbondioksit tedavisi nasıl uygulanır?
Cerrahi olmayan bir metoddur. CO2 derialtı dokusuna çok küçük ( 30G 0.3 mm çapında ) bir iğne ile enjekte edilir.
Enjeksiyon noktasından CO2 çevredeki dokulara kolayca yayılır.
CO2 nasıl etki eder?
Karbondioksit tedavisi birbirini destekleyen yollarla çalışır. İlk ve basit olarak CO2 mekanik olarak yağ hücrelerini öldürür. İkincil olarak bölgedeki kılcal damarlarda güçlü vasodilatatör (kan damarlarında genişletici) etkisi vardır.Daha geniş damarlar bölgede daha fazla ve daha güçlü kan akımı olması demektir , böylece daha fazla oksijen dokulara gelir. CO2 in cildin PH sında ki düşüşe neden olmakta PH düzeyi düştükçe hemoglobin ile oksijen arasındaki ilişki zayıflar ve oksijenin açığa çıkması artar ( Bohr etkisi)
Yan etkileri nelerdir?
Kısa süreli hafif ve lokal hassasiyet
Bir kaç saatlik bacaklarda ağırlık hissi
Deri altına bir kaç saat süren çıtırtı hissi .(Krepitasyon)
Kimlere CO2 tedavisi uygulanamaz?
Hamilelerin dışında , Miyokard enfaktüsü geçirmiş olanlar, Damar tıkanıklıkları ve böbrek yetmezliği olanlara CO2 tedavisi önerilmez.
Yüksek tansiyonlulara ise dikkatli bir şekilde uygulanmalıdır.
Tedaviden sonra dikkat etmeniz gereken bir nokta yoktur, günlük aktivitelerinize normal olarak devam edebilirsiniz.
Ne kadar süreli bir tedavi gereklidir?
Başlangıçta probleminizin derecesine göre değişmek kaydı ile 15 seans yeterlidir. İdeal olarak gün aşırı uygulanabilinir. Haftada bir , iki seans olarak ta uygulanabilinir.
5. seanstan sonra cildinizde fark edilir bir iyileşme hissetmeye başlarsınız. 8-10 seans sonunda deri altı dokusunda da sıkılık hissedeceksiniz.
Sellülit problemlerinde 5-6 ay aralıklarla 3-5 seanslık koruma tedavileri önerilmektedir.
CO2 toksik değimlidir?
Hayır CO2 vücudumuzda hücreler tarafından yapılan bir metabolizma ürünüdür. Kan ile taşınır ve akciğerlerden dışarı atılır.
Ozon Tedavisi
OZON NEDİR?
Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir.
Medikal ozon
Endüstriyel ozonun aksine medikal ozon saf medikal oksijenden elektrik deşarjı ile ozon/oksijen karışımını tam istenen konsantrasyon ve dozda karıştırarak elde edilir. Konsantrasyonu 1 ile 100 mikrogram/mililitre (µg/ml) arasında %0,05 O3 / %99,95 O2 ile %5 O3 / % 95 arasında değişen ozon/oksijen konsantrasyonlarına karşılık gelir. Ozon molekülü stabil olmadığından medikal formu her zaman klinikte özel bir jeneratör tarafından taze olarak hazırlanır ve hastaya hemen uygulanır. Çünkü üretildikten 1 saat sonra orijinal ozon moleküllerinin yarısı oksijen moleküllerine dönüşür ve geriye orijinal karışımın sadece yarısı kalır.
OZONTERAPİ NEDİR?
Tedavi Amaçlı Ozon:
Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 - 5 % O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler.
Özellikleri ve Etkisi:
Medikal ozonun iyi bilinen bactericidal (bakteri öldürücü), fungicidal (mantar öldürücü) ve virostatic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.
Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır, ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar.
Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder.
Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferones yada interleukins gibi önemli aracıları içeren) adı verilen özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara uygulanmasında özellikle çok başarılı sonuçların alınmasına yol açar. Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimleri aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.
Günümüzde sadece Almanya’da 5000’i aşkın hekim tarafından kullanılan ozon tedavisi,çeşitli hastalıkların tedavilerinin yanında bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırdığı için yaşlanmayı geciktirme ve kişilerin bağışıklık sistemini güçlendirme özelliği de vardır.
Grip aşısı yerine bir kür ozonterapiyi öneren otoriteler vardır.
Sporcuların performanslarını arttırıcı etkisi ile uzun yıllardır spor karşılaşmaları öncesinde sporculara uygulanan bir yöntemdir. Yasal doping olarak adlandırılır.
OZON TERAPİNİN KULLANIM ALANLARI
Medikal ozonun 1000’den fazla hastalıkta etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Günümüzde en sık olarak;
• Anti –aging,
• Kronik Yorgunluk sendromu,
• Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde,
• Astım ve KOAH’ta ilaç kullanım ve sıklığını azaltıcı olarak,
• Kronik enflamatuar hastalıklarda medikal tedaviye ek olarak ,Romatizmal hastalıklar, Ülseratif kolit, Chron gibi
• Dolaşım bozukluklarında,
• Şekere bağlı ülserlerde,
• Yanıklarda,
• Yatağa bağlı hastalarda oluşan ülserlerde.
• Karaciğer enzim bozukluklarında ,Hepatit B ve C de destek amaçlı,
• Cinsel fonksiyon bozukluklarında ,
• Sivilce akne ve egzema tedavisinde .
OZONTERAPİ UYGULAMA YÖNTEMLERİ
1. MAJOR OTOHEMOTERAPİ(Hastadan kan alınarak yapılan tedavi yöntemi) Bu metod ile 100- 150 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tespit edilmiş ozonla bir makine yardımı ile karıştırır. Hastaya kapalı bir sistemde geri verilir. Ozon kan hücreleri ile hemen reaksiyona girerek vital aktivitelerini arttırır.İşte bu aktive edilmiş kan hastaya verilir.
2. MİNÖR OTOHEMOTERAPİ:Ozonlanmış kan 3-5 ml kadar IM yoldan hastaya verilir. Bu yöntem ile spesifik olmayan bağışıklık sistemi aktivasyonu yapılır,
3. EKSTERNAL OZON GAZI UYGULAMASI: Ozon gazının deri yolu ile torbalar ile uygulanması işlemidir. Lokal olarak etki sağlanır.
4. O3 GAZININ REKTAL UYGULANMASI: Rektal yolla verilen O3 gazı ile kalın barsakların enflamatuar hastalıkların tedavisinde etkindir.
5. OZONUN EKLEM İÇİ ENJEKSİYONU:Adından anlaşılacağı gibi eklemlerin enflamatuar şikayetlerinde kullanılır. Eklem içine verilen ozon gazı ile artrit ve artrozların tedavisi hedeflenir.
Ayrıca cilt sorunlarında kullanılan ozon ile doyurulmuş zeytinyağı ( Krem halinde), ozonun lokal, topikal kulanımına bir örnektir.
Birçok ozon uygulaması, 10 seans kadar uygulanır. Ama bazı durumlarda ikinci veya hatta üçüncü bir 10 seanslık terapi zorunlu olabilir. Buna rağmen, şu anda alınacak küçük bir önlemin ilerde çok daha fazla pahalı tam ölçekli bir tedavi masrafından kurtarabildiğini hatırlamalısınız.
Ozon terapi düşük riskli ve genellikle standart medikal tedavilerin eşliğinde tamamlayıcı, destekleyici ve yeniden yapılandırıcı bir metoddur.
Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir.
Medikal ozon
Endüstriyel ozonun aksine medikal ozon saf medikal oksijenden elektrik deşarjı ile ozon/oksijen karışımını tam istenen konsantrasyon ve dozda karıştırarak elde edilir. Konsantrasyonu 1 ile 100 mikrogram/mililitre (µg/ml) arasında %0,05 O3 / %99,95 O2 ile %5 O3 / % 95 arasında değişen ozon/oksijen konsantrasyonlarına karşılık gelir. Ozon molekülü stabil olmadığından medikal formu her zaman klinikte özel bir jeneratör tarafından taze olarak hazırlanır ve hastaya hemen uygulanır. Çünkü üretildikten 1 saat sonra orijinal ozon moleküllerinin yarısı oksijen moleküllerine dönüşür ve geriye orijinal karışımın sadece yarısı kalır.
OZONTERAPİ NEDİR?
Tedavi Amaçlı Ozon:
Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 - 5 % O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler.
Özellikleri ve Etkisi:
Medikal ozonun iyi bilinen bactericidal (bakteri öldürücü), fungicidal (mantar öldürücü) ve virostatic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.
Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır, ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar.
Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder.
Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferones yada interleukins gibi önemli aracıları içeren) adı verilen özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara uygulanmasında özellikle çok başarılı sonuçların alınmasına yol açar. Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimleri aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.
Günümüzde sadece Almanya’da 5000’i aşkın hekim tarafından kullanılan ozon tedavisi,çeşitli hastalıkların tedavilerinin yanında bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırdığı için yaşlanmayı geciktirme ve kişilerin bağışıklık sistemini güçlendirme özelliği de vardır.
Grip aşısı yerine bir kür ozonterapiyi öneren otoriteler vardır.
Sporcuların performanslarını arttırıcı etkisi ile uzun yıllardır spor karşılaşmaları öncesinde sporculara uygulanan bir yöntemdir. Yasal doping olarak adlandırılır.
OZON TERAPİNİN KULLANIM ALANLARI
Medikal ozonun 1000’den fazla hastalıkta etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Günümüzde en sık olarak;
• Anti –aging,
• Kronik Yorgunluk sendromu,
• Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde,
• Astım ve KOAH’ta ilaç kullanım ve sıklığını azaltıcı olarak,
• Kronik enflamatuar hastalıklarda medikal tedaviye ek olarak ,Romatizmal hastalıklar, Ülseratif kolit, Chron gibi
• Dolaşım bozukluklarında,
• Şekere bağlı ülserlerde,
• Yanıklarda,
• Yatağa bağlı hastalarda oluşan ülserlerde.
• Karaciğer enzim bozukluklarında ,Hepatit B ve C de destek amaçlı,
• Cinsel fonksiyon bozukluklarında ,
• Sivilce akne ve egzema tedavisinde .
OZONTERAPİ UYGULAMA YÖNTEMLERİ
1. MAJOR OTOHEMOTERAPİ(Hastadan kan alınarak yapılan tedavi yöntemi) Bu metod ile 100- 150 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tespit edilmiş ozonla bir makine yardımı ile karıştırır. Hastaya kapalı bir sistemde geri verilir. Ozon kan hücreleri ile hemen reaksiyona girerek vital aktivitelerini arttırır.İşte bu aktive edilmiş kan hastaya verilir.
2. MİNÖR OTOHEMOTERAPİ:Ozonlanmış kan 3-5 ml kadar IM yoldan hastaya verilir. Bu yöntem ile spesifik olmayan bağışıklık sistemi aktivasyonu yapılır,
3. EKSTERNAL OZON GAZI UYGULAMASI: Ozon gazının deri yolu ile torbalar ile uygulanması işlemidir. Lokal olarak etki sağlanır.
4. O3 GAZININ REKTAL UYGULANMASI: Rektal yolla verilen O3 gazı ile kalın barsakların enflamatuar hastalıkların tedavisinde etkindir.
5. OZONUN EKLEM İÇİ ENJEKSİYONU:Adından anlaşılacağı gibi eklemlerin enflamatuar şikayetlerinde kullanılır. Eklem içine verilen ozon gazı ile artrit ve artrozların tedavisi hedeflenir.
Ayrıca cilt sorunlarında kullanılan ozon ile doyurulmuş zeytinyağı ( Krem halinde), ozonun lokal, topikal kulanımına bir örnektir.
Birçok ozon uygulaması, 10 seans kadar uygulanır. Ama bazı durumlarda ikinci veya hatta üçüncü bir 10 seanslık terapi zorunlu olabilir. Buna rağmen, şu anda alınacak küçük bir önlemin ilerde çok daha fazla pahalı tam ölçekli bir tedavi masrafından kurtarabildiğini hatırlamalısınız.
Ozon terapi düşük riskli ve genellikle standart medikal tedavilerin eşliğinde tamamlayıcı, destekleyici ve yeniden yapılandırıcı bir metoddur.
MANYETİK AKUPUNKTUR
Geleneksel iğne ile yapılan akupunktur yönteminin dışında manyetik akupunktur kupası ile yapılan manyetik akupunktur yöntemi de vardır. Eskiden yapılan ve halen günümüzde özellikle Anadolu ‘da uygulanılmaya devam edilen bardak çekme yöntemine benzer. Manyetik kupa ile yapılan bu yöntem özellikle ön ve arka hat ağlarının açılmasında çok etkin bir rol oynar. Prof. Guo Livven manyetik çizgilerin hareket ediş şekillerinden yararlanarak manyetik akupunktur kupasının N ve S kutuplarını belli mesafelerde insan vücudunun arka orta çizgisi üzerinde birleştirerek hat ağları açma yöntemini keşfedip önemli sonuçlar elde etmiştir.
Bu yönteme kalp ve beyinde oksijen arttırma tekniği de denilmiştir. Hat ağlarını çift kutuplu düzleme veya sızdırma yöntemiyle açmak, S kutuplu kupaları ön hatta N kutuplu kupaları arka hatta bulundurarak veya tam tersini uygulayarak yapılır. İnsan vücudunun iç organları dikey kesitli, manyetik alanın içine sokulur. Böylece hücrelerin elektrik yükünün miktarı artar, hücrelerin aktivitesi artar, kanın yapışkanlığı azalır, kan dolaşımı hızlanarak düzene girer ve bağışıklık sistemi kuvvetlenir.
Manyetik kupalar bilek, topuk, bacak ve kollarda atardamarların aktığı bölgelerde tutulur dik kesitli manyetik alan oluşturmaları sağlanır. Bu manyetik alan damar içinde akmakta olan kanı mükemmel derecede olumlu etkiler. Manyetik alanın etkisi ying-yang (eksi-artı) ın dengelenmesinin ürünüdür. Böylelikle dolaşım hızlanır, bu esnada manyetik su içilir derin nefes alıp verilmesi tavsiye edilerek dolaşan kanın oksijenleşmesi arttırılır, kanın yapışkanlığı azalır, hücreler canlanır, serbest radikallerin temizlenmesini sağlayan SOD enziminin kandaki oranı artar, kan dolaşımı içinde pıhtılaşma varsa bunu ortadan kaldırır, kan yağlarını düşürür, kan damarlarının esnekliğini ve kayganlığını arttırır,mikrosirkülasyonunu hızlandırarak beyin, karaciğer ve diğer bazı çok önemli organlarımızdaki çok ince kan damarlarında zorlanmakta olan dolaşımı düzenler. Dolayısıyla manyetik akupunktur kupası koroner kalp rahatsızlıklarında, yüksek tansiyonda, pıhtı oluşumuna bağlı damar tıkanıklıklarında, damar tıkanıklığına bağlı bazı hafif felç durumlarında mükemmel derecede olumlu etkiler sağlar.
Ayrıca manyetik akupunktur yöntemi ile el ve ayak üşümeleri, nevroz, uykusuzluk, unutkanlık, mide, barsak ve böbrek hastalıkları, siyatik, romatoid artrit, enüresiz nokturna (gece altını ıslatma), yaşlılarda aşırı halsizlik ve birçok psikosomatik ve hafif ruhsal hastalıklarda tedavi edilebilmektedir.
Bu yönteme kalp ve beyinde oksijen arttırma tekniği de denilmiştir. Hat ağlarını çift kutuplu düzleme veya sızdırma yöntemiyle açmak, S kutuplu kupaları ön hatta N kutuplu kupaları arka hatta bulundurarak veya tam tersini uygulayarak yapılır. İnsan vücudunun iç organları dikey kesitli, manyetik alanın içine sokulur. Böylece hücrelerin elektrik yükünün miktarı artar, hücrelerin aktivitesi artar, kanın yapışkanlığı azalır, kan dolaşımı hızlanarak düzene girer ve bağışıklık sistemi kuvvetlenir.
Manyetik kupalar bilek, topuk, bacak ve kollarda atardamarların aktığı bölgelerde tutulur dik kesitli manyetik alan oluşturmaları sağlanır. Bu manyetik alan damar içinde akmakta olan kanı mükemmel derecede olumlu etkiler. Manyetik alanın etkisi ying-yang (eksi-artı) ın dengelenmesinin ürünüdür. Böylelikle dolaşım hızlanır, bu esnada manyetik su içilir derin nefes alıp verilmesi tavsiye edilerek dolaşan kanın oksijenleşmesi arttırılır, kanın yapışkanlığı azalır, hücreler canlanır, serbest radikallerin temizlenmesini sağlayan SOD enziminin kandaki oranı artar, kan dolaşımı içinde pıhtılaşma varsa bunu ortadan kaldırır, kan yağlarını düşürür, kan damarlarının esnekliğini ve kayganlığını arttırır,mikrosirkülasyonunu hızlandırarak beyin, karaciğer ve diğer bazı çok önemli organlarımızdaki çok ince kan damarlarında zorlanmakta olan dolaşımı düzenler. Dolayısıyla manyetik akupunktur kupası koroner kalp rahatsızlıklarında, yüksek tansiyonda, pıhtı oluşumuna bağlı damar tıkanıklıklarında, damar tıkanıklığına bağlı bazı hafif felç durumlarında mükemmel derecede olumlu etkiler sağlar.
Ayrıca manyetik akupunktur yöntemi ile el ve ayak üşümeleri, nevroz, uykusuzluk, unutkanlık, mide, barsak ve böbrek hastalıkları, siyatik, romatoid artrit, enüresiz nokturna (gece altını ıslatma), yaşlılarda aşırı halsizlik ve birçok psikosomatik ve hafif ruhsal hastalıklarda tedavi edilebilmektedir.
cilt karacigerin aynasidir
Güzellik önce icten gelir. Ancak ruh güzelligi ile birleşince yüz gercekten ısıldar. Ayurveda'ya göre cilt karacigerin aynasıdır. Sindirim sistemi ve karacigeri saglıklı calişmayan bir kişinin güzel bir cilde ve güzellige sahip olması mumkun degildir.
cay icerek guzellesebilirsiniz
Bitki çaylarından özellikle papatya adacayı ısırgan ve rezene basta olmak üzere hepsinden günde 3-4 fincan açık cay içilmesi uygundur. Yeşil çay ise sadece cilt için degil pek çok rahatsızlık için oldukca sifalıdır. Cilt güzelligi icin de bitki cayları tavsiye edilmektedir. Yaglı ciltlerin zencefil zerdecal biberiye gibi buruk acı kurutucu baharatları kuru ciltlerin ise limon feslegen gulsuyu tarcın retene gibi nemlendirici baharatları kullanması uygundur.
beslenme onerileri
Dr. Ender Saraç'tan beslenme önerileri
Florya Corner Sağlık kulübü tarafından düzenlenen söyleşiye katılan Sağlıklı beslenme ve yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç; spor yapan kişiler için çok önemli pratik bilgiler verdi.
Dr. Ender Saraç, düzenli spor yapmanın mutluluk hormonunu arttırdığını ve spor yapan insanların hayata daha büyük bir şevkle sarıldıklarını söyledi. Saraç, sadece spor yapmanın sağlık açısından yeterli olmayacağını doğru beslenmenin de çok önemli olduğuna dikkat çekti.
Saraç; balık ve tavuğun, kırmızı ete göre çok daha fazla tüketilmesini tavsiye ettiğini ve haftada 3 günden fazla kırmızı et tüketen kadınların; bu hayvanların suni beslenmelerinden ve daha kaslı olmaları için verilen testesteron sebebiyle bol miktarda erkeklik hormonu bilmeden aldıklarının altını çizdi.
Ender Saraç; balık ve tavuğun daha çok tüketilmesini tavsiye ederken özellikle yüksek kollestrol barındıran derilerinin yenmemesi gerektiğini vurguladı. Saraç konuşmasına şöyle devam etti:
“Küçük balıkları kılçıklarıyla beraber yemeğe özen gösterelim. Balığın kılçığında kalsiyum ve iyot var. Ayrıca balığın yağında yer alan Omega 3 vitamini de vücuda çok yararlı. Hamsi’de yüksek miktarda Omega 3 var. Tabi balık tüketirken kızartma yapmamaya dikkat edelim.
Ben kırmızı etin hiç tüketilmemesi gerektiğini söylemiyorum. Vücudun demir ihtiyacını kırmızı et sağlar. Ama yine de haftada 1 -2 kezi geçmemeli. Eti ızgara olarak büftek,bonfile ve köfte olarak tüketebilirsiniz. İşlenmiş hali olan sucuk, sosis ve salamdan olabildiğince uzak duralım.
Yoğun spor aktivitesinde bulunan kişilere de 3 yumurtanın beyazı ve 1 sarısı ile, yağsız peynirle yapılacak menemeni tavsiye ediyorum. İçine bol miktarda maydanoz ve biber de koyabilirsiniz.
Spor yapanlar bol miktarda B ve C vitamini de tüketmeyi ihmal etmesinler. Bu vitaminleri işlenmemiş tahıldan, yumurtanın sarısından, kividen, turunçgillerden ve tüm yeşil çiğ bitkilerden alabilirler.
Özellikle tereyağ ve kabuklu deniz hayvanları kesinlikle tüketmeyelim. Unutmayalım ki dedelerimizden dinlediğimiz tereyağ kullanımına dönük sözler günümüz şartları ile çelişiyor. Çünkü tereyağ; eskiden gürültü, stres, çevre kirliliği olmadan doğal bir hayatta tüketiliyordu. Günümüzde ise bambaşka bir hayat var.”
Florya Corner Sağlık kulübü tarafından düzenlenen söyleşiye katılan Sağlıklı beslenme ve yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç; spor yapan kişiler için çok önemli pratik bilgiler verdi.
Dr. Ender Saraç, düzenli spor yapmanın mutluluk hormonunu arttırdığını ve spor yapan insanların hayata daha büyük bir şevkle sarıldıklarını söyledi. Saraç, sadece spor yapmanın sağlık açısından yeterli olmayacağını doğru beslenmenin de çok önemli olduğuna dikkat çekti.
Saraç; balık ve tavuğun, kırmızı ete göre çok daha fazla tüketilmesini tavsiye ettiğini ve haftada 3 günden fazla kırmızı et tüketen kadınların; bu hayvanların suni beslenmelerinden ve daha kaslı olmaları için verilen testesteron sebebiyle bol miktarda erkeklik hormonu bilmeden aldıklarının altını çizdi.
Ender Saraç; balık ve tavuğun daha çok tüketilmesini tavsiye ederken özellikle yüksek kollestrol barındıran derilerinin yenmemesi gerektiğini vurguladı. Saraç konuşmasına şöyle devam etti:
“Küçük balıkları kılçıklarıyla beraber yemeğe özen gösterelim. Balığın kılçığında kalsiyum ve iyot var. Ayrıca balığın yağında yer alan Omega 3 vitamini de vücuda çok yararlı. Hamsi’de yüksek miktarda Omega 3 var. Tabi balık tüketirken kızartma yapmamaya dikkat edelim.
Ben kırmızı etin hiç tüketilmemesi gerektiğini söylemiyorum. Vücudun demir ihtiyacını kırmızı et sağlar. Ama yine de haftada 1 -2 kezi geçmemeli. Eti ızgara olarak büftek,bonfile ve köfte olarak tüketebilirsiniz. İşlenmiş hali olan sucuk, sosis ve salamdan olabildiğince uzak duralım.
Yoğun spor aktivitesinde bulunan kişilere de 3 yumurtanın beyazı ve 1 sarısı ile, yağsız peynirle yapılacak menemeni tavsiye ediyorum. İçine bol miktarda maydanoz ve biber de koyabilirsiniz.
Spor yapanlar bol miktarda B ve C vitamini de tüketmeyi ihmal etmesinler. Bu vitaminleri işlenmemiş tahıldan, yumurtanın sarısından, kividen, turunçgillerden ve tüm yeşil çiğ bitkilerden alabilirler.
Özellikle tereyağ ve kabuklu deniz hayvanları kesinlikle tüketmeyelim. Unutmayalım ki dedelerimizden dinlediğimiz tereyağ kullanımına dönük sözler günümüz şartları ile çelişiyor. Çünkü tereyağ; eskiden gürültü, stres, çevre kirliliği olmadan doğal bir hayatta tüketiliyordu. Günümüzde ise bambaşka bir hayat var.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)